Türk Mitolojisindeki Fantastik Varlıklar

Mitoloji denildiğinde pek çoğumuzun aklına Yunan veya İskandinav mitolojisi gelse de aslında Türk mitolojisi de son derece zengin bir mitoloji. Haliyle içerisinde pek çok önemli varlık yer alıyor. Bu varlıklardan bazıları ise fantastik filmlerde oynasa sırıtmayacak seviyede ilgi çekici.

Bizler de bu varlıkları listelemek istedik. Bunu yaparken bu varlıkların mitolojide yer alan bilgilerini Midjourney‘e ileterek görsel oluşturmasını sağladık.

İyiliğin ve yaratılışın başlangıcı olan meleklerin hepsi “Ayıhı” olarak biliniyor.

Türk anlatılarındaki Albastı, Abası gibi kötücül ruhların aksine “Ayıhılar” iyi ruhlardır. Bolluğu, bereketli toprakları ve doğurganlığı temsil ediyorlar. Tıpkı Eru’nun yarattığı Elbereth ve Yavanna gibi.

Yarı insan yarı yılan olan “Maranlar” her derde deva olarak anlatılan ve en bilindik varlıklar.

Maranlar, belden aşağısı yılan gibi görünen, yardımsever ve iyicil varlıklar olarak biliniyor. Hiç yaşlanmayan ve öldüklerinde ruhlarının kızlarına geçtiğine inanılıyor. Maranların kraliçesi olan Şahmaran’ın insanlar tarafından öldürüldüğünü öğrenince insanları yerle bir edeceklerine dair inanışlardan bahsediliyor.

Yakın dönemde Netflix’te yayınlanan Şahmaran adlı fantastik dizide farklı bir şekilde olsa da ele alınıyor.

Yedi başlı ejderha “Badraç”ı durdurabilmek için başlarının yedisinin de kesilmesi gerekiyor.

Türk mitolojisindeki ejderhalar için ayrı bir liste yapsak yeridir. Bunlardan en ürkütücü olan da birden fazla başı olan Badraç. Onun etkisiz hale getirilebilmesi için bütün başlarının kesilmesi gerektiği rivayet ediliyor. Derisi zırh gibi görünen pullarla kaplı bir ejderha olarak biliniyor. Game of Thrones evrenindeki ejderhalardan olsa hiç yadırgamazdık.

“İtbaraklar”, içinde kurtların olduğu fantastik bir yapımda yer alsa fena olmazdı.

Kuzeybatı Asya’da karanlık ve uzak diyarlarda yaşadığına inanılan bir topluluk olan İtbaraklar, insan vücutlu ve köpek başlı olarak tasvir edilmişler. Oğuz Kağan destanında yer alan İtbaraklar ile Türkler sürekli savaş halindeler.

“Bükrek ve Sangal” adlı iki ejderha; geceyle gündüz, ateşle su gibi birbirine zıt iki kavramı temsil ediyor.

Tarih boyunca iyiliğin ve kötülüğün sürekli bir mücadele halinde olduğu anlatılara tanık olduk. Bunlardan biri de Altay mitolojisindeki Bükrek ve Sangal adlı iki ejderhanın hikayesi. Her kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde bazı ejderha figürleri yer alıyor.

Bükrek, kanatları olmamasına rağmen uzun bir boyuna ve güçlü pençelere sahip bir ejderha. Denizde yaşayan dev bir sürüngene benziyor ve iyiliği temsil ediyor. Bükrek’in sesi dünyanın diğer ucuna ulaşabilecek nitelikte. Kötülüğü temsil eden Sangal ise Bükrek’in aksine uçabiliyor. Rivayete göre bu iki ejderhanın savaşı 9 yıl sürmüş ve iyilik kazanmış. 

“Abra” kızıl pençeli, timsah suratlı, parlak bakır rengi gözlere sahip güçlü bir yeraltı yılanı.

Abra, yeraltı denizinde yaşayan dehşet verici bir su yılanı. Anlatılanlara göre Abra genellikle Yutba isimli diğer bir su yılanıyla birlikte yer altında yaşıyor. Bazı anlatılara göre bunlar aynı karakteri temsil ediyor.

“Emegenler”, yeryüzündeki tüm kötü şeylerin kaynağı olarak görülüyor.

Çerkes efsanelerinde anlatılan Emegenler; çok başlı, çirkin ve kötücül varlıklar. Üç ayda bir yüzden fazla yavru doğuruyorlar. Çirkinlikleri ve sayılarının çok hızlı artması yönüyle orkları andırıyorlar. 

“Hınkır Munkur”, insanları boğarak öldürüp yiyen bir canavar.

Karnında yavrusunu taşıdığı bir kesesi var. Kendisi, en garip korkuya sahip canavar. Birinin onun üzerine işemesinden çok korkuyor. Üzerine gittiği insanların bunu yapıp kurtulması çok olası aslında. Troller, goblinler ve devlerden birinin yerini alsa hiç de sırıtmaz.

Başımıza ‘talih kuşu kondu’ dediğimiz “Hüma kuşu”, iyi şansı temsil ediyor.

Cennet kuşu olarak da biliniyor. Hüma kuşu hiç dinlenmeden çok yükseklerden uzun süre uçabilen bir kuş olarak anlatılıyor. Eski inanışlara göre, hükümdarı ölen halk, Hüma kuşu başına konan kişiyi yeni hükümdarları olarak belirlermiş. 

Bu nedenle devlet kuşu, talih kuşu gibi anlamları da kazanan bu söylem, günümüzde bile kullanılıyor. Çok şanslı bir olay yaşayan insanlar “başımıza devlet kuşu kondu” söylemini de kullanıyor.

“Hırtık” adlı yaratık, ateşten korkan bir at hırsızı.

Fırat Nehri’nde yaşadığına inanılan, vücudu tüylerle kaplı ve ayakları ters olan kötücül bir varlık. Karanlıkta ortaya çıkıyor. Kılık değiştirip yerine geçtiği kurbanlarının yakınlarını kandırarak nehir kıyısına götürüyor. Onları boğarak öldürüyor. Ayrıca geceleri at çalıyor. Bu yüzden mi saçı sakalı birbirine karışmış insanlara at hırsızı yakıştırmasını yapıyoruz acaba?

Orman yaratığı “Arçura”, sizi gülmekten öldürebilir.

Saçları ve vücudunu kaplayan tüylerden kendisi görünmeyen kötücül bir orman varlığı. Aniden çirkin halinden genç ve hoş bir adama ya da bir keçiye dönüşebiliyor. İlk betimlemelerle Hobbit üçlemesindeki ormanda yaşayan büyücü Radagast’ı anımsatsa da Arçura kötü bir yaratık. Dört gözü, üç kolu ve üç bacağı olduğu söyleniyor. İnsanları güldürerek onları çatlattığına inanılıyor. 

“Tepegöz” hepimiz için en bilindik karakter.

Dev cüssesiyle aşırı güçlü bir yaratık. Tepegöz’ün vücudu o kadar güçlü ki kılıçların ve okların onun üzerinde işe yaramadığını söyleyebiliriz. Tasvirlere göre kocaman ve güçlü bir devi andırsa da onu sıradan bir dev olmaktan ayıran en belirgin özelliği kafasında bulunan kocaman bir göz. Bedenindeki en zayıf nokta, sahip olduğu tek gözü. Adıyla görünümü en uyumlu olan varlık.

Pis kokan ve demir uzuvlara sahip “Demirkıynak”, bazı kaynaklarda Tepegöz’ün kız kardeşi olarak geçiyor.

Demir tırnakları ve demirden bir burnu olan Demirkıynak, çok pis koktuğu tasvir edilen ve dişi olarak atfedilen bir varlık. Şekil değiştirebiliyor, garip sesler çıkarıp insanları delirttiği söyleniyor. Ormanda yaşayan bu varlığın tek korktuğu şey su.

“Hortlak”ları bilmeyenimiz yoktur.

Hemen hemen çoğu kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de öldükten sonra kötü bir şekilde dirildiğine inanılan varlıklar olarak biliyoruz. Zombili yapımlar son dönemlerde popüler olduğu için onlara aşinayız. Ancak hortlaklara tamamen zombi diyemeyiz. Belki Aragorn’un azad ettiği Ölüler ordusunun kralıyla bir benzerliği olduğunu hayal edebiliriz.

“Yelbegen” tüm Orta Dünya’yı yiyip yutabilir.

Çok başlı olduğuna inanılan Yelbegenler; kurbağa, yılan ve insanları yiyen bir yaratık olarak tasvir ediliyor. Hatta Güneş ve Ay’ı bile yutabilecek nitelikte olduğu düşünülüyor. Rohan’dan Shire’a her yeri yiyebilecek güçte bir yaratık da Orta Dünya evreni için kulağa garip gelmiyor.

“İççi” adlı varlıklar koruyucu ruhlardan.

İççiler, insanlara karşı iyi ve koruyucu davranırlar. Eski inanışlara göre ırmakların, ormanların, toprağın koruyucu ruhları vardır. İççi adlı varlıklar temiz olan alanlardan hoşlanırlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir